Reşat ATEŞ
Kose Yazisi

Reşat ATEŞ

ÖLÜME GİDEN YOL

Şafaktan önce uyandım, gözlerimi gün ışığından önce ölümün karanlığı kamaştırdı.

Gözlerimi ovuşturdukça zifirsiliği gitdikçe yayılıyordu, aklıma koydum ölümü sırtımdaki heybeme de ipimi.

Yürümeye başladım hızlı adımlarla sinirli ve korkakça kahveye gidercesine.

Öncelikle heybetli bi ağaç bulmam lazımdı yüksek olmalı dalları sağlam kırılmayacak kadar sağlam.

Öyle sıradan alanda bir ağaç olmamalıydı yaprakları yeşil kuru tek bi dalı olmayan.

Buldum sonunda bir elma ağacı heybetli yüksek hemen ipimi hazırladım.

Boynuma göre ayarladım, bir başkası bu iple asamaz kendini dar ya da bol gelir yaptığım halat.

Sağlam bir dal kestirdim gözüme biraz yüksekçe gibi ipi bi kovboy edasıyla topladım, gerildim bi fırlattım yetişmedi bi daha, bi daha ve bi daha yetişecek gibi durmuyor.

Mecbur tırmandım dala ipimi bağladım düğümü kontrol ettim sağlam mı diye.

İndim aşağı artık her şey hazırdı güneş yeni doğuyor kuşlar ötüşmeye başlamış.

İnsan bu koşullarda ölmekse başka nasıl ölebilirdi?

Uzandım boynuma halkayı geçirmek için, boyum yetmedi! her şeyi planlamıştım ama boyum yetmedi!

Tanrım ölmeyi beceremedim!

Bi hışımla çıktım tekrar ağaca ipten sarkarak halledecektim işi.

Dalın üzerinden sarkmak üzereyken çocuğun biri seslendi ağacımın kökünde.

“Amca, amca şurda kafanın hemen üzerindeki elmayı koparırmısın bana”

“Kendimi asmaya çalışıyorum burda gerizekalı ne elması!” diyemedim kafa kaldırdım.

Bir sürü elma var ama nasıl kırmızı büyük sulu hani öyle ki görsen damağın ıslanır.

Görünüşü bile tatlı.

Koparıp attım bi tane bi tane de kendime aldım. “ölmeden önce bi elma yemenin kime ne zararı olur ki?”

Sonra gömleğimi çıkardım içine sığdığı kadar elma topladım.

Eve getirdim öğle saatine kadar yedim hepsini yek başıma.

Bil bakalım noldu? salak kafam elma hülyasına daldım kendimi asmayı unuttum.

Şimdi kesin kararlıyım bu defa o velede elma yerine taş atacağım.