Yağmur Damla Delibaş
- 16 Ağu 2026
- 230 kez okundu
Bizim En Büyük Sorunumuz Zam Değil, Alışmak
Bir şeyin fiyatı arttığında önce şaşırıyoruz. “Bu kadar da olmaz” diyoruz.
Sonra birkaç gün konuşuyoruz. Sosyal medyada tepki gösteriyoruz. Haberlerde izliyoruz. Bir süre sonra aynı ürünü yeni fiyatından almaya başlıyoruz.
Ve en kötüsü de ne biliyor musunuz?
Bir süre sonra normal geliyor.
Belki de son yıllarda hayatımızın en sessiz değişimi bu: Her şeyin pahalılaşmasına değil, pahalı bir hayata alışıyoruz.
Eskiden bir yere giderken hesabını yapardık. Şimdi gitmeden önce “Acaba ne kadar tutar?” diye düşünüyoruz.
Markete girerken ihtiyacımız olanları değil, paramızın yettiklerini seçiyoruz.
Bir kahvenin, bir yemeğin, bir ulaşım ücretinin fiyatını konuşuyoruz. Sonra başka bir zam geliyor ve önceki fiyatı özlemeye başlıyoruz.
Daha dün pahalı bulduğumuz şey, bugün “iyiymiş” dedirtiyor.
İnsan gerçekten her şeye alışıyor.
Ama alışmak, kabul etmek demek mi?
Bence asıl sormamız gereken soru bu.
Çünkü hayatımızın her alanında küçük küçük geri çekiliyoruz. Daha az dışarı çıkıyoruz, daha az harcıyoruz, daha çok hesap yapıyoruz. Bazen istediğimiz bir şeyi almaktan vazgeçmeyi “tasarruf” diye adlandırıyoruz.
Belki de artık pahalı olan yalnızca ürünler değil.
Hayaller bile pahalı.
Bir ev kurmak, tek başına yaşamak, araba almak, şehir değiştirmek, hatta bazen sadece rahat bir nefes alabilmek…
Bunların hepsi gençlerin geleceğe bakarken yaptığı hesapların içine giriyor.
Ve biz bütün bunları konuşurken bir yandan da hayatımıza devam ediyoruz.
Çünkü etmek zorundayız.
İşte belki de en acı tarafı bu.
İnsan, yaşamak için alışıyor.
Ama ben artık “Alıştık” cümlesini normal bir cümle olarak duymak istemiyorum.
Çünkü bazı şeylere alışmamamız gerekiyor.
Her geçen gün biraz daha azına razı olmaya, her yeni zammı kabullenmeye, geleceğimizi sürekli ertelemeye…
Bunların hiçbirini normalleştirmemeliyiz.
Çünkü alışmak bazen güçlü olmak değildir.
Bazen sadece artık itiraz edecek hâlimizin kalmadığını gösterir.